AK Parti
Gayri Resmi Hesap
AR-GE Başkanlığı

Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, bazı baroların, baroların yapısıyla ilgili gerçekleştirilmesi planlanan değişikliklere itirazlarına ilişkin açıklamada bulundu.

Dağ, baroların yapısıyla ilgili gerçekleştirilmesi planlanan idari değişiklikler ve bazı baro başkanlarının yaptığı yürüyüşe ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Değişiklikle ilgili konunun yeni olmadığını, uzun süredir gündemlerinde bulunduğunu söyleyen Dağ, baroların ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının geçmişine bakıldığında, 1960 darbesinden sonra 1961 Anayasasıyla kurulan vesayet kurumu özelliği taşıyan kurumlar olarak bugüne kadar görev yaptıklarını belirtti.

Daha demokratik bir yapının oluşması için gerçekleştirdikleri çalışmalar süresince nispi temsil, çoklu baro gibi konuları tartıştıklarını dile getiren Dağ, "Çoklu baronun daha insanların özgürlüğüne dönük olduğuna, herkesin kendi istediği baroda çalışma imkanının söz konusu olacağına dair bir kanaat oluştu. Bu kanaat oluştuktan sonra da birçok ince detayı çalışmaya gayret ettik. Bu anlamda bir ilde 5 bin avukat varsa o 5 bin avukatı geçen yerlerde ikinci baro kurma imkanı olacak. Eğer son anda teklifte herhangi bir değişik söz konusu olmazsa da şu anda 2 bin avukat bir araya geldiğinde kendi barosunu oluşturabilecek." değerlendirmesinde bulundu.

Yapılacak teklifin Anadolu barolarına zarar vereceği yönündeki eleştirilere ilişkin ise Dağ, "Böyle bir durumda zaten Anadolu baroları ile ilgili bir durum ortaya çıkmıyor. Yani 3 tane baro, Ankara, İstanbul, İzmir şu anda 5 bin avukattan daha fazla avukatı olan yerler. Dolayısıyla burada her insanın istediği baroda kendini temsil etmesi ve o baroya üye olması daha özgürlüğü arttırıcı bir özelliği var." diye konuştu.

"Biriyle tokalaşabilmeniz için elinin açık olması lazım"

Bazı baro başkanlarının değişikliğe yönelik itirazlarına ilişkin de Dağ, şunları söyledi:

"Peki bu arkadaşlar neye itiraz ediyorlar diyecek olursak, şöyle baktığımızda bunlar kendi güç ve kudretlerinin, ellerinde olan imkanın kaybolmasından müşteki olarak bu itirazda bulunuyorlar. Peki niye yürüyorlar? Yani işin doğrusu niye yürüdüklerini onlar bilmiyorlar, biz de anlayamıyoruz. Neden? Çünkü barolarla ilgili bu çalışma belirli bir olgunluğa eriştikten sonra AK Parti Grubumuz baroları davet etti, 'buyurun tartışalım'. Ne yazık ki şu anda yürüyen baroların büyük bir kısmı özellikle Ankara, İstanbul, İzmir böyle bir toplantıya iştirak etmeyeceğini söyledi."

Bazı baro yönetimlerinin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Yargı Strateji Belgesinin açıklandığı toplantıya da katılmadıklarını hatırlatan Dağ, "'Biz sizle aynı şekilde düşünmüyoruz' deyin, biz de öyle diyelim. Dolayısıyla ayrı ayrı düşünüp bir noktaya gelmek belki çok kolay olmuyor. Yani sizin biriyle tokalaşabilmeniz için elinin açık olması lazım. Karşınızda yumruk varsa tokalaşamazsınız veya o konuda bir anlaşma veya bir fikir mücadelesi, fikir teatisi yapma durumunuz söz konusu olmaz." ifadelerini kullandı.

Kendisinin de İzmir Barosuna mensup bir avukat olduğuna işaret eden Dağ, "İzmir Barosu yönetimi beni bugüne kadar hiç temsil etmedi veya İzmir Barosu avukatlarla ilgili birçok mesele varken bugüne kadar avukatlarla ilgili bir mesele konusunda bizimle hiçbir zaman irtibata geçmedi. Ama ne zaman siyasi konular olsun, ne zaman iktidarı sıkıştıracak, iktidara bir şekilde muhalefet ortaya koyacak, siyasi muhalefet ortaya koyacak konular olsun bir bakıyorsunuz baro o konularda söz söylüyor." dedi.

"Benim gibi düşünen binlerce avukat var"

Baronun bir kere bile avukatların meseleleriyle ilgili konularda siyasi iktidarla irtibatta olmak gibi bir düşünce ve fikir içinde olmadığını kaydeden Dağ, "Dolayısıyla benim gibi düşünen binlerce avukat var. Baronun asıl vazifesinin kendi meslektaşlarının haklarını, hukuklarını, sıkıntılarını, ızdıraplarını dile getirme, bu konuda lobicilik faaliyeti yapmak diye düşünür ama bizdeki barolar bunu sağlamıyor." diye konuştu.

Barolardaki mevcut seçim sistemine ilişkin görüşlerini de paylaşan Dağ, şunları söyledi:

"Seçim sistemi çoğunluk sistemi. Çoğunluk sistemine şöyle bir baktığınızda neredeyse bu üç büyük şehirde şu anda yönetimde olan baro başkanlarının yüzde 25, yüzde 26, yüzde 27 gibi tüm avukatların veya seçime giren avukatların bu oranlarda oylarını alarak tüm yönetim kurulu üyelerini, disiplin kurulu üyelerini, Barolar Birliği delegelerini ellerinde tuttuklarını ve bunu da bir güç olarak kullandıklarını görüyorsunuz. Dolayısıyla bunlar artık bizim düşüncemize göre değişmesi gereken hususlar. Birilerinin elinde, bu ülkede kendi görüşlerini ısrarla dikte etmek için kullanacakları makamlar değil oralar. Oralar meslek örgütü. Meslek örgütü olarak hem bu ülkenin yönetimine ne kadar katkı sağlayabilirsek o kadar iyidir, aynı zamanda da kendi meslektaşlarınıza fayda sağlama konusunda değerlendireceğiniz, kullanacağınız kurumlar.

Bu anlamda önümüzdeki süreçte kim daha çok avukatların haklarını, hukuklarını savunacaksa o barolar daha çok ön plana çıkacaktır. Bu arkadaşlar özellikle bu konuda avukatların kahir ekseriyetinin böyle düşündüğünü bildikleri için kendi güç alanları, kudret alanları dağılacağı için şu anda bir hezeyan, bir bağırış içindeler."


Kategoriler